Bilgelik Kapısı

'İyi ki var' dedirtmeye çalışan bir youtube kanalı olmaya çalışıyorum. İlk önce kendime sonra sizlere rehberlik ve bilgelik sağlamak istiyorum.


Bilgelik Kapısı

son video çalışmam

1 month ago | [YT] | 0

Bilgelik Kapısı

Geçici Olanın Ağırlığı

Bir düşünce var, sanırım çoğumuzun bir köşede taşıdığı türden: Bir gün öleceğim, ve o günden sonra her şey, kurduğum, ürettiğim, sevdiğim her şey, bensiz devam edecek. Bu düşünce bazen sessizce durur, bazen tam işin ortasında, elini attığın işten çekilmeni ister gibi belirir. "Neden uğraşıyorsun ki" diye sorar, cevap beklemeden.

Bu yazı o soruya bir cevap arıyor. Ama peşin söyleyeyim: Teselli aramıyorum. Teselli, bir şeyi göz ardı etmenin kibarca söylenmiş hali oluyor çoğu zaman. Ben burada sadece, düşüncenin kendisini masaya yatırıp, gerçekten mantığa dayanıp dayanmadığına bakmak istiyorum.

Korkulacak Olan, Deneyimlenecek Olan

Epikuros iki bin yıl önce basit ama kırılmaz bir şey söylemiş: Ölüm bizim için hiçbir şey değildir, çünkü biz varken ölüm yok, ölüm varken biz yokuz. Yani korktuğun şey, aslında hiçbir zaman senin başına gelmeyecek bir şey; çünkü "gelmesi" için orada olman gerekir, orada olmadığın an ise zaten korkacak kimse kalmıyor.

Bu argüman, ilk duyulduğunda bir kaçamak gibi hissettirebilir. Ama değil. Sadece şunu netleştiriyor: Ölümden korkulacak olan bir son değil, bir deneyim sanılıyor genelde, sanki karanlık bir odaya kilitlenecekmişsin gibi. Oysa orada kilitlenecek, acı çekecek, yalnız kalacak biri yok. Korku, olmayan bir sahneye yatırım yapıyor.

Ama bu, meselenin yarısı. Çünkü asıl sıkıntı ölümün kendisinden değil, şimdi, yaşarken, sonlu olduğunu bilmekten geliyor. Ve Epikuros'un argümanı bu ikinci soruya hiç dokunmuyor.

Küçüklük Hissi ve Onun Sahte Bakış Açısı

Kendimi bazen dışarıdan görmeye çalışıyorum, sanki evrenin, zamanın derinliğinin bir yerinden bana bakılıyormuş gibi. O bakışta ben bir nokta oluyorum, önemsiz, geçici, silinmeye mahkûm.

Ama sonra fark ediyorum: O bakış hiç var olmadı. Evrenin bir gözü yok. Ben sadece zihnimde, kendimi dışarıdan izleyen bir sahne kuruyorum, ve o sahneyi kuran, yine benim, burada, şimdi düşünen zihnim. Yani kozmik küçüklük dediğim şey, aslında hiç gerçekleşmeyen bir deneyimin hayali. Tıpkı ölüm sonrası acının hiç gerçekleşmeyecek olması gibi, dışarıdan bakış da hiç gerçekleşmeyen bir sahne; ikisi de zihnin, olmayan bir öznenin yerine geçerek kurduğu kurgular.

Evrenin büyük olduğu, benim küçük olduğum doğru, bu bir olgu, inkâr etmiyorum. Ama o olgudan "önemsizim" sonucunu çıkarmak zorunlu değil. Küçüklük bir ölçek meselesi; önem ise ölçekle değil, kiminle, neyle, ne kadar bağ kurduğunla ilgili bir mesele. İkisi farklı sorulara cevap veriyor, biri diğerini geçersiz kılmıyor.

Silinen Acı, Silinmeyen Gerçeklik

Şunu düşünelim: Önümde bir düğme olsa, ona bastığımda yüz insana iki saat boyunca dayanılmaz bir işkence yaşatılsa, ama sonra o iki saat hiç yaşanmamış gibi silinse (deneyimleyenlerin hafızasından, dünyanın hiçbir izinden), o düğmeye basmak önemsiz mi olurdu?

Hayır. Kimse buna evet demez. Çünkü acı, o iki saat boyunca gerçekti, kalıcılığı olmasa bile. Bu bize önemli bir şey gösteriyor: Bir şeyin değeri, ne kadar süreceğine bağlı değil. Şu anki gerçekliğine bağlı. Kalıcılık, değerin şartı değil, sadece bazen ona eşlik eden bir durum.

Bu, benim için dönüm noktası oldu: Eğer geçicilik başlı başına anlamsızlık demek olsaydı, o düğmeye basmak da önemsiz olurdu, ve bu saçma. O halde geçicilik ile anlamsızlık arasında zannettiğimiz o zorunlu bağ, hiç var olmamış bir bağ.

Stoacı Bir Ayrım, Epikürcü Bir Serbestlik

Stoacılar bir şeyi çok net ayırırlar: elimde olan, elimde olmayan. Ölümüm elimde değil, ne zaman, nasıl, hiçbiri. Ama bugün neye emek verdiğim, neyi önemsediğim, nasıl bir dikkatle yaşadığım, bunlar elimde. Ölüme dair kaygı, elimde olmayan bir şeye enerji harcamaktan başka bir işe yaramıyor; o enerjiyi geri almak, elimde olana yatırmak, bu bir teslimiyet değil, bir seçim.

Epikuros ise bana şunu veriyor: Korkacak bir sonra yok. O halde şimdiki zevk, şimdiki bağ, şimdiki üretim, hiçbir gölge düşmeden, tam olarak yaşanabilir.

İkisini birlikte okuduğumda çıkan sonuç şu: Sonluluğu inkâr etmiyorum, kaçmıyorum ondan. Sadece onun bana neyi dayatmadığını görüyorum. Bana korkarak yaşa demiyor. Bana değersiz say demiyor. Sadece sonsuz değilsin diyor, ve bu, elimde zaten olan şu anın gerçekliğini hiç azaltmıyor.

Sonuç Yerine

"Bir gün öleceğim, her şey bensiz devam edecek." Bu cümle doğru, buna itirazım yok, itiraz da edemem. Ama bu cümleden "o yüzden boşuna" sonucuna geçiş, sandığım kadar sağlam bir köprü değilmiş. O geçişi taşıyan gizli bir öncül varmış: değerli olmak için kalıcı olmak gerekir. Bu öncülü hiç sorgulamadan kabul etmişim, çünkü sezgisel olarak kulağa doğru geliyordu.

Oysa düğme örneği bu öncülü çürütüyor, sadece zayıflatmıyor, gerçekten çürütüyor. İki saatlik bir acının, sonradan silinse bile önemsiz sayılamayacağını kabul ediyorsam, aynı mantıkla iki saatlik bir sevincin, bir üretimin, bir bağın da, sonradan unutulacak olsa bile, o an gerçekten var olduğunu kabul etmem gerekiyor. Değer, süreye değil, ana ait bir şeymiş demek ki. Bunu bir kez gördükten sonra geri dönüşü yok; artık "nasıl olsa bitecek" cümlesini eskisi kadar ağır bir gerekçe olarak taşıyamıyorum, çünkü onun taşıdığı öncülün çürük olduğunu biliyorum.

Kozmik bakış açısı da beni bağlamıyor artık, çünkü onun hiç var olmadığını gördüm. Evrenden bakan bir göz yok; olsa olsa benim, burada, şimdi kurduğum bir hayal var, ve o hayalin içeriği ne kadar "küçüksün" dese de, hayali kuran zihin zaten benim gerçek, öznel, şu anki zihnim. Beni küçültmeye çalışan bakış, benim kendi düşüncemden ödünç aldığı bir sahne, ödünç aldığı yerden daha güçlü olamaz.

Geriye kalan şu: Sonsuzluk aramıyorum artık, çünkü aradığım şey zaten sonsuzluk değilmiş. Bugün emek verdiğim bir işin, kurduğum bir bağın, ürettiğim bir fikrin değeri, yarın kim hatırlarsa hatırlasın, bugün gerçek. Kalıcılık bir bonus olabilir, ama hiçbir zaman şartı olmamış. Elimde olmayanı (ne kadar süreceğimi) bırakıp, elimde olana (bugün nasıl yaşadığıma) döndüğümde, geriye "boşuna" diyecek bir şey kalmıyor; geriye sadece, kalkıp devam etmek kalıyor.

2 months ago | [YT] | 0

Bilgelik Kapısı

Son video çalışmam

2 months ago | [YT] | 0