📚 Edebi Akış | Books, Poetry & Literature

A literary space for book lovers, poetry enthusiasts, and anyone who believes that a single sentence can change the way we see the world.

Discover:
📖 Book recommendations & reviews
✒️ Memorable literary quotes
🌙 Poetry & poets
👤 Turkish & world literature
🎬 Literary scenes from films & TV series
💭 Thought-provoking content about books, writers & literature

From the classics to modern literature, from Turkish literature to world literature.

📌 New Shorts every day.

Get carried away by literature.

📩 Collaborations: edebiakis@gmail.com
📷 Instagram: @edebiakis


Edebi Akış

Sonbaharda Okunacak 5 Kitap Önerisi

Ekim geldi.
Rüzgârıyla yaprakları kımıldamaya, yere düşen yapraklarla birlikte yağmurlar ve soğuk havalar başladı.

Bu sene kışa biraz hızlı girdik sanki…
Artık güneşi pek göremeyeceğiz gibi. 🌧️

Sonbaharın ortasına, Ekim ayına gelmişken; tam da bu havalarda okunacak 5 kitapla geldim.

Hazırsanız, bu sonbaharda okuyabileceğiniz 5 kitabı listeleyelim. 📚

İlk kitabımız: Stefan Zweig – Mürebbiye.

Özellikle kitabın içinde yer alan “Kadın ve Yeryüzü” öyküsü, bana tam da şu anın atmosferine uygun geliyor.
Kapalı havalar, içe dönüş ve Zweig’ın o kendine özgü huzursuzluğu…

İkinci kitabımız: Jane Eyre.

Dün akşam filmini yeniden izledim ve bu kitabı listeye hemen eklemem gerektiğini düşündüm.

Gotik atmosferi, yağmurlu ve kasvetli İngiliz kırsalı, sisli yolları ve karanlık havasıyla Jane Eyre, sonbahara en çok yakıştırdığım romanlardan biri.

Üstelik çok sevdiğim bir kitap. 🖤

Üçüncü kitabımız: Kuyucaklı Yusuf.

“1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede…”

Böyle başlayan hüzünlü bir hikâyeyi bu listeye almamak zaten mümkün değildi.

Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’u, insanın içine işleyen o ağır sonbahar havasını taşıyor.

Yusuf için, kalbinizden bir yaprak düşebilir. 🍂

Dördüncü kitabımız: Elveda Gülsarı – Cengiz Aytmatov.

Bu kez biraz da Orta Asya bozkırlarına doğru gidelim.

Bu listeye bir Aytmatov kitabı yakışır diye düşündüm.
Seçenek çoktu ama Elveda Gülsarı’da karar kıldım.

Bozkırın yalnızlığı, geçmişe dönüşler ve insanla hayat arasındaki o hüzünlü ilişki…

Sonbaharın sessizliğine çok yakışıyor.

Ve beşinci kitabımız: Clara Dupont-Monod – Taşların Anlattığı.

Bu kitabı yılın başında okumuştum ve o zamandan beri aklımda.

Hatta öyle bir kitap ki, yaptığım pek çok okuma listesine gönül rahatlığıyla girebilir.

Eğer bu kitabı tam da bu mevsimde okursanız, sonbahardan kışa geçerken sizi biraz hüzünlendirebilir.

Belki de gözünüzden birkaç damla soğuk gözyaşı düşürebilir. ❄️

Benim sonbahar listem böyle.

Her birinin içinde kendine özgü bir sonbahar havası var.

Umarım siz de beğenirsiniz. 🍂

Peki sizin sonbaharda okumayı sevdiğiniz kitaplar hangileri?

Kendi listenizi yorumlara bırakabilirsiniz.

14 hours ago | [YT] | 14

Edebi Akış

İyi ki doğdun Cahit Sıtkı Tarancı! 📜✨

Desem Ki, Otuz Beş Yaş ve Memleket İsterim gibi Türk şiirinin unutulmaz başyapıtlarına imza atan usta şairimiz bugün 116 yaşında...

“Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün…”

Biz onu genellikle bu dizelerin de yer aldığı ünlü Otuz Beş Yaş şiiriyle tanıyoruz. 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya gelen Cahit Sıtkı Tarancı; saf şiir anlayışıyla Türkçe hece ölçüsünü en modern, yalın ve akıcı biçimde kullanan kalemlerden biri oldu.

Yaşama sevinci ile ölüm korkusu arasındaki o ince çizgiyi, zamanın akıp gidişini ve çocukluk özlemini benzersiz bir müzikaliteyle dizelerine aktardı. Ömrün yarısını 35 yaş ilan edip 46 yaşında hayata veda eden usta şairimizi saygı ve minnetle anıyoruz. ✍🏼

💬 Cahit Sıtkı Tarancı denince zihninizde ilk yankılanan dize hangisi oluyor? Yorumlarda buluşalım. 👇

#CahitSıtkıTarancı #OtuzBeşYaş #Memleketİsterim #TürkEdebiyatı #GününŞiiri #EdebiAkış

17 hours ago | [YT] | 4

Edebi Akış

Herkese iyi pazarlar

18 hours ago | [YT] | 2

Edebi Akış

Bu haftanın Yazar Portresi konuğu: Edgar Allan Poe
Karanlık hikâyelerin, gizemli şiirlerin ve modern polisiye kurgunun öncüsü…
Açıklamayı okumayı sevenler için yine mini bir biyografi bırakıyorum.

19 Ocak 1809'da Boston'da dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta önce babasını, ardından annesini kaybetti. John ve Frances Allan tarafından büyütüldü; ancak üvey babasıyla ilişkisi hiçbir zaman kolay olmadı.

Edebiyatı seçti. Şiirler yazdı, öyküler kaleme aldı, dergilerde editörlük ve eleştirmenlik yaptı. Hayatı boyunca ekonomik sıkıntılarla mücadele etti.

Virginia Clemm ile evlendi. Ancak Virginia'nın genç yaşta veremden hayatını kaybetmesi Poe'nun hayatındaki en büyük kırılmalardan biri oldu. Ölüm, yas ve kayıp duygusu bundan sonra eserlerinin daha da belirgin temaları hâline geldi.

Edebiyattaki izi:

Kuzgun (1845) — Poe'nun en ünlü şiiri
Morgue Sokağı Cinayetleri (1841) — modern dedektiflik öyküsünün öncülerinden
Usher Evi'nin Çöküşü (1839) — gotik edebiyatın unutulmaz eserlerinden
Geveze Yürek (1843) — suçluluk ve insan psikolojisinin karanlık tarafı

En gizemli detay:
Poe, 3 Ekim 1849'da Baltimore sokaklarında perişan halde bulundu ve dört gün sonra  hastanede hayatını kaybetti. Ölüm nedeni bugün hâlâ çözülememiş bir sır!

40 yıllık kısa hayatına rağmen bıraktığı iz inanılmazdı. Gotik edebiyattan polisiye kurguya, korkudan şiire kadar etkisi bugün hâlâ devam ediyor.

Edgar Allan Poe'nun tam biyografisi edebiakis.com'da.
Bu ve bunun gibi daha fazla içerik için Edebi Akış'ı takip etmeyi unutmayın!

Sen Poe okudun mu? En sevdiğin eseri hangisi? Yorumlara yaz



#EdgarAllanPoe #YazarPortresi #EdebiAkış #Edebiyat #Kuzgun #GotikEdebiyat #Polisiye #Kitap #Şiir

2 days ago | [YT] | 9

Edebi Akış

“Seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.”

Sezai Karakoç’un Mona Rosa’sından…

Sezai Karakoç’un en bilinen şiirlerinden biri olan Mona Rosa, Türk edebiyatında aşk şiirleri denince akla gelen özel şiirlerden birisi.

Siz Mona Rosa’yı okuduğunuzda ne hissediyorsunuz?

#SezaiKarakoç #MonaRosa #TürkEdebiyatı #Şiir #AşkŞiirleri #Edebiyat #EdebiAkış #ŞiirAlıntıları

2 days ago | [YT] | 7

Edebi Akış

Neredeyse unutuyordum — onun dizeleri hep gurbet.

Bugün serinin üçüncü şairi: Nâzım Hikmet. Seçtiğim dizeleri kaydırıp görebilirsiniz — ben biraz Nâzım Hikmet’in şiir anlayışına değinmek istiyorum.

Nâzım Hikmet, Türk şiirinin en güçlü, en yenilikçi ve en memleket sevdalısı seslerinden biridir. Şiirin yalnızca biçimini değil, Türkçenin şiirde nasıl duyulacağını da değiştirdi. Hece ölçüsünün kalıplarından sıyrılıp serbest nazmı Türk şiirinin merkezine taşıdı.

Ama onun şiirindeki özgürlük yalnızca biçimde değildir. İnsan, memleket, aşk, hasret, savaş, umut ve özgürlük aynı şiirin içinde yan yana durabilir. Bir yanda sevgiliye duyulan özlem, diğer yanda memlekete duyulan hasret… Bir yanda dünyanın acısı, diğer yanda yaşama tutkusu.

Onun şiirinde gurbet yalnızca bir yerden uzak kalmak değildir. Bazen memleketten, bazen sevdiğinden, bazen de yaşamak istediğin hayattan uzak kalmaktır. Yıllarca süren hapislikleri ve sürgün yılları, bu duyguyu dizelerinde daha da derinleştirdi.

Ama Nâzım’ın şiiri yalnızca hüzünden ibaret değildir. En karanlık yerde bile geleceğe, insana ve yaşama dair bir umut vardır. Çünkü onun şiirinde memleket, yalnızca özlenen bir toprak değil; uğruna yaşanacak, uğruna mücadele edilecek bir fikirdir.

Onu okumak, hem uzak kalmanın acısını hem de bir yere, bir insana, bir hayata bütün gücünle bağlanmanın ne demek olduğunu hatırlamaktır.

Neredeyse unutuyordum — onun dizeleri hep gurbet.

Görmek istediğiniz isimler varsa yoruma yazın.

`#nazımhikmet #nazımhikmetran #türkşiiri #şiir #edebiyat #neredeyseunuttuyordum`

3 days ago | [YT] | 23

Edebi Akış

İyi ki doğdun Ahmet Ümit! 🕵️‍♂️

İstanbul Hatırası, Sis ve Gece ve Patasana gibi başyapıtların mimarı, Türk polisiyesinin usta kalemi ve Başkomser Nevzat’ın yaratıcısı bugün 66 yaşında...

30 Eylül 1960’ta Gaziantep’te dünyaya gelen Ahmet Ümit; polisiye kurguyu tarihle, arkeolojiyle, mitolojiyle ve insan psikolojisiyle harmanlayan kendine has tarzıyla edebiyatımızda çok özel bir kulvar açtı.

Açıkçası bir itirafta bulunmam gerek: Ben sadece İstanbul Hatırası’nı okudum ve bağ kuramadım, tarzı bana pek hitap etmedi. Fakat edebiyata kişisel zevklerimizin ötesinden bakabilmek gerek. Ahmet Ümit, çağdaş Türk edebiyatında polisiye türünü geniş kitlelere sevdiren, çok üretken ve okuruyla müthiş bağ kuran bir isim. Hem üretkenliğine hem de onun kitaplarıyla edebiyatı seven devasa okur kitlesine saygım sonsuz.

Türk edebiyatına kattığı heyecan ve unutulmaz karakterler için usta yazara teşekkür ediyor; yeni yaşını kutluyorum.

Ahmet Ümit okurlarından önerileri alayım: Beni onun dünyasıyla barıştıracak, "Mutlaka okumalısın" dediğiniz o Ahmet Ümit kitabı hangisi?

#AhmetÜmit #BaşkomserNevzat #İstanbulHatırası #SisVeGece #TürkEdebiyatı #PolisiyeRoman #GününKitabı #EdebiAkış

‪@baskomsernevzat‬

4 days ago | [YT] | 7

Edebi Akış

Jack London yine, her zamanki gibi, dönemini aşan bir hikâye anlatıyor.

Kızıl Veba, kıyamet sonrası atmosferiyle distopik bir hikâye gibi görünse de benim için asıl meselesi salgın ya da dünyanın sonu değil.

İnsan.

Medeniyetin ortadan kalkmasıyla insanın ne kadar hızlı değişebileceğini, hatta belki de hiç değişmediğini gösteriyor. Çok küçük bir tetikleyicinin, insanın içindeki öldürme ve hayatta kalma içgüdüsünü yeniden ortaya çıkarabileceğini düşündürüyor.

Hangi çağda yaşarsak yaşayalım, hangi teknolojiye sahip olursak olalım, insan yine insan.

Kitabı okurken insan medeniyetinin aslında ne kadar kırılgan olduğunu düşündüm. Bir yandan geçmişe, bir yandan da insanlığın geleceğine bakıyormuşum gibi hissettim. Ve bu bende garip bir üzüntü ve korku bıraktı.

Bununla birlikte kitap benim için oldukça akıcı ve heyecanlıydı. London'ın sade anlatımı sayesinde hikâye hiç ağırlaşmadan ilerliyor.

4,5/5 vermemin tek nedeni, bu güçlü fikrin ve kurduğu dünyanın biraz daha derinleştirilebileceğini düşünmem. Özellikle yarattığı yoğun duyguların biraz daha uzun süre okurun üzerinde kalmasını isterdim. Böyle olsaydı, bana göre Jack London'a yakışan çok daha sarsıcı bir eser ortaya çıkabilirdi.

Ama buna rağmen Kızıl Veba, çok akıcı, düşündürücü ve kolay sevilecek bir Jack London eseri.

Ve belki kitabın bende bıraktığı en güçlü düşünce şu:

Medeniyet bizi değiştirmiş olabilir.
Ama içimizdeki vahşeti gerçekten yok etmiş midir?

Jack London — Kızıl Veba ⭐ 4,5/5

1 week ago | [YT] | 12

Edebi Akış

Hayatın dağılıp gittiğini hissettiğimiz, her şeyin anlamını yitirdiği ya da kontrolümüzden çıktığı kriz anları vardır.

İşte tam da böyle anlarda:

Hayatınız dağılıp giderken
kendinizi bulmanıza yardımcı olacak şairler:

Rainer Maria Rilke, Halil Cibran, Mary Oliver, Emily Dickinson ve Charles Bukowski…

Tamam, kabul ediyorum; bunlar her şeyi bir anda düzeltmeyecek. Ama belki de kendi hayatımıza başka gözlerle bakmayı öğretebilirler.

Daha fazla edebi içerik için Edebi Akış’ı takip edin.

1 week ago | [YT] | 2

Edebi Akış

Cahit Zarifoğlu, bu birkaç dizeyle gençliği tarif ediyor adeta.

Gençlik; cesaret etmek, denemek, kendini aşmaya çalışırken bazen kendi kabuğuna sıkışıp kalmak…

“Şimdiki aklım gençliğimde olsaydı…” demişsindir mutlaka.
Oysa gençliğin toyluğu, düşünmeden verilen cesur kararları, acemi adımları ve hatalarımız olmasaydı, bugün sahip olduğumuz tecrübenin çoğu da olmayacaktı.

İnsan bazen kendini tanımak için önce yanılır, düşer, yeniden dener. Kabuğunu kırmaya çalışırken aslında kendi özüne yaklaşır.

Peki sen kabukta mısın?
Yoksa öze biraz olsun ulaşabildin mi?

#CahitZarifoğlu #Zarifoğlu #TürkŞiiri #TürkEdebiyatı #Şiir #ŞiirAlıntıları #Edebiyat #EdebiyatSözleri #Gençlik #Hayat #KendiniTanımak #EdebiAkış

1 week ago | [YT] | 14